“Bekleye bekleye ağaç olduk şu zalim karneleri” diyen neşeli gençlerden birisi, gruptan birkaç adım önde yürüyordu. Aynı genç, diğerlerinin arasından adı Cevdet olana ismi ile seslenerek “kamyon Bedia da kocası tombalacı Selami de bize hiç acımamışlar, nasıl göstereceğim bu karneyi dayıma ben ya?” diyerek arkadaşının kolunu dürttü.

” Sen rahatsın Cevdet, senin ailen sana çok baskı yapmaz, gel dükkânda dur, istemezsen bırak okulu derler? Ya ben? “ diye üzülerek devam etti. Şehrin denize nazır mecburiyet caddesinde geçen bu sohbet saatlerce devam etti.

Gençlerden hoş sohbet olanın adı Nuri ’idi. Bu senenin başında İstanbul’dan dayısının yanına gelmişti. Dayısı buralı değildi ama ilçenin kaymakamı idi. Nuri geçtiğimiz yaz annesini trafik kazasında kaybetmişti.

Nuri’nin babası büyük oğlu ile İstanbul’da balıkçılık yapıyordu. Küçük oğlunun kıvrak zekâsına güvendiği için, haylazlıktan kurtulsun, dayısı gibi diplomalı bir işi olsun diyerek onu bu küçük ilçeye yollamıştı. “Bizi özleyince o küçük kasabadaki sahile in ve denize bak” demişti. “Biz de burada, balıkhanede denize bakıyor olacağız abinle” diye onu öperek teselli etmişti. “Deniz umuttur” derdi balıkçı babası. Karısının mercan tarağını Nuri’ye vermiş, annesinin bu hatırasını yanından ayırmamasını da rica etmişti. Bu mercanı babası gençliğinde, sevdiği kadın için denizden zorlukla çıkartmıştı.

Geçtiğimiz yaz sonu Nuri ilçeye gelmişti. Geldiği gibi de okullar başlamıştı. Lise ikinci sınıfa başlayan Nuri’nin notları çok parlak değildi. Lakin kasabada kendine özgü bir hayran kitlesi vardı her yaştan. Çok hoş sohbetti. Yaşlıya yardım etmeyi sever, çocukları sevindirmekten hoşlanırdı. Bir tek öğretmenleri ile arası çalışma konusunda kendi deyimi ile “iç güveysinden hallice “ idi. Buna rağmen, öğretmenleri bu saygılı, hoş sohbet çocuğu acımakla sevmek arasında bir konumda beğenirlerdi.

Sadece onlar mı, ilçenin en zengin esnafının kızı Rahşan da çok beğenirdi Nuri’yi. Bu hoşlanmanın farkına varan Nuri’nin de etkisi ile gençlik aşkı filizlenmişti aralarında. Dayısının ailesi de Nuri’yi severdi. Yengesi hasta bir oğlu ile çok küçük kızı arasında kalmış, sert mizaçlı eşi tarafından beklentileri yok edilmiş, sıradan bir ev hanımı olarak hayatını yaşayan, işinden çocukları nedeniyle istifa etmiş bir öğretmendi. Nuri onun içinde hayatında bir yenilenme ve canlanma aracı olmuştu. Nuri mutfağa girer, yengesine yardım eder, ortalığı da toplardı. Rahmetli annesi iki oğlu olduğu ve hiç kızı olmadığı için onlara yemek yapmayı, ortalığı toplamayı, üstünü başına temizlemeyi öğretmişti. “Gün gelir tek başına kalırsınız “ derdi ara ara konuşurken. “Öğrenin, acil ihtiyacınız olursa kullanın” diyerek alışverişi de, bamya pişirmeyi de, sarma sarmayı da, ev temizlemeyi de, çamaşır ve ütüyü de öğretmişti.

Yılsonuna doğru Nuri, dayısının sert mizacı ve otoriter tutumundan ürkerek, düzenli ders çalışmaya başlamıştı. Okulda ek ders ihtiyacı olanlar için lise müdürü kurs açınca da, Nuri ikmale kalmadan 3. Sınıfa geçti. Nuri ilçede 3. Sınıfı bitirdi ve İstanbul’da üniversite kazanarak ilçeden ayrıldı. Aynı yılın sonbaharında da dayısı başka bir ilçeye tayin oldu. Kasaba halkı bir daha bu aileyi görmedi ve gündelik hayatının rutininde unuttu gitti onları.

Cevdet deniz kenarında yeni açtığı balık ve et lokantasını, karısı Rahşan ve kızı Nuriye ile denetliyordu. İçerde müşteriler vardı. Otoparka şoförlü, narçiçeği renginde büyük bir otomobil girdi. Araçtan inenler daha önceden rezerve edilmiş denize nazır masaya oturdular. Cevdet bey, bu hatırlı misafire hoş geldiniz demek için masaya seğirtti. Elini masadaki 55 – 60 yaşlarındaki muzip beyefendiye uzattığı an Nuri’yi tanıdı. Her ikisi de hasretle kucaklaştılar. Nuri zengin eşi Raşel’i ve oğlu Sarp’ı onlara tanıştırdı. 40 yıl önce bıraktıkları yerden muhabbete dün ayrılmış gibi devam ettiler. Nuri çok ünlü bir finans firmasını kayınpederinden devir almıştı. Gençliğinde annesinin yokluğunda, onu sarıp sarmalayıp aralarına kabul eden bölgeye yatırım yapmak istediğinden Cevdet’e söz etti. Cevdet marina lazım buralara Nuri’ciğim dedi. Yazlık yaparsak bu cennet mahvolur ama marina olursa biraz kurtarabiliriz buraları. Hem de zengin turist gelir. Raşel ile Rahşan, Nuriye ile Sarp da konuşacak çok fazla ortak konu buldular. Uzun güzel bir öğlen yemeği oldu. Akşama kadar sohbet ettiler.

Nuri denize baktı saatlerce gençliğinde olduğu gibi. Annesinin yokluğuna merhem olan, onu sıcacık suları ile ana rahmindeki gibi sarıp sarmalayan bu mavi suları ana gibi severdi. Çok yerde kalmış, çok deniz görmüştü. Ama ana özelliğindeki denizi bir daha bulamamıştı.

Birkaç gün sonra yatırımcıları ve müdürleri ile toplantılar yaptı Nuri. İlçenin durumunu ve Marina yapılabilme potansiyelini hesaplattı. Cevdet’in tüccar öngörüsü doğru çıkmıştı. Marina yapıldı. İlçe çok canlandı. Soluğu sık sık ilçede aldılar ailecek. Son yaz Raşel de Nuri de gelemedi. Raşel, hastanede yatıyordu. Cevdet ve ailesi koştular hastaneye, kanser teşhisi ile ameliyat edilmiş Raşel baygındı. Yurt dışına bile götüremeden, ani şekilde kaybettiler onu.

Nuri’nin kaderi bu idi. Onun ailesindeki kadınlar oyunbozanlık yapıp, aniden ayrılıveriyorlardı bu dünyadan. Abisinin eşini de birkaç ay önce, balık tutarken denize düşmüş, çok iyi yüzme bilen kadın, eşinin yardımına rağmen çok su yuttuğu için hastanede can vermişti. Yakın tarihlerde çifte cenaze çok ağır gelmişti aileye. Nuri’nin dayısının kızı tüm cenazelere katılmış, aileye yardımcı olmuştu. Zaten artık ne annesi, ne babası, ne de abisi vardı bu hayatta. Nuri abisinin şirketlerinde müdürlük yapıyordu. Nuri severdi bu çalışkan neşeli ve sağlıklı kuzenini.

Nuri’nin biricik oğlu Sarp, yapay zekâ mühendisliği eğitimi aldığı Çin’deki üniversitesinden, Macau’da büyük bir şirket kurmuş dayısı ile birlikte cenazeye geldi. Gene, Nuri’nin gençliğinde yaptığı gibi dayısı ile yollara döküldü, cenazenin ardından.

Nuri İstanbul’da denize bakarak çalışırken, oğlu Sarp’da Çin’de Shenzhen de denize bakarak çalışırdı. İkisi de bu maviliklerde kaybettikleri anne saflığını mı bulurlardı bilinmez!

Yıllar geçti, gitti. Çin’e torunun doğum gününe artık Nuri özel uçağı ile gidebilecek kadar zenginleşmişti. Uçağa, Cevdet’i, Rahşan’ı, Nuriye ile Gemi Teknolojisi Mühendisi eşini, şirketlerinin müdürü kuzenini ve ailesini davet etti.

Nuriye’nin eşi Bedrettin, öğretmenleri kamyon Bedia ve tombalacı Selami’nin oğluydu. Her iki öğretmende aslında düşük notlar vermek değil, öğretmek aşkı ile yanıp tutuşurken çok başarılı olmuşlardı. İlçedeki liseden, üniversite okumaya bir hayli genç gitmiş ve muvaffak olmuştu.

Çin’den bir firma, ilçede açılan 2. Marinayı satın almak istediklerini çok yüksek fiyat vererek şirket müdürü kuzene bildirmişler ve onları Çin’e davet etmişlerdi. Nuri böyle idi aynı kayınpederi gibi hem ziyaret hem de ticareti aynı esnada yapıverirdi.

Torunun doğum gününü 5 yıldızlı lüks bir otelde kutladılar. Sarp’ın kızına çok süslü bir paket içinde aile yadigârı mercan tarağı hediye etti Nuri. Tarağın hikâyesini anlatmadı. Zaten Sarp’ın zengin eşi ancak müzayedelerde bulunabilir bu sanat eserini kayınpederinin özel olarak aratıp aldığını zannetmişti. Şimdi dilini, huyunu, suyunu bilmediği gelininin tersine gitmek Nuri’nin yapabileceği bir iş değildi doğrusu. Hediye yerini ve değerini bulmuştu ya bu ona yeter ve artardı bile.

Akşama kadar otelin sahilinde oturup denize baktı Nuri. Çinlilerle toplantıya bile Kuzeni, Cevdet’i, Sarp’ı ve Bedrettin’i gönderdi. Akşamüstü onu bankta oturuyor buldular. Kayıt cihazı kolunda idi. Son yıllarda kolundan ayırmadığı bu cihaza hatıralarını kayıt ediyordu Nuri. Daha sonra bunları yetenekli öykü yazarlarına ücreti mukabilince yazdırıyordu.

Nuri’nin şirketlerinin burs verdiği, öykü yazarlığı öğrencisinin dijital cihazdan kulaklıkla duyduğu son sesler; “Geminin bacası göründü. Beni mi almaya geliyorsunuz? Hayret annem de babam da gelinleri ile ne kadar iyi anlaşıyorlar! Oh, onlar lüks gemilerde yaşasın, biz burada hayat yükünün türlü cilvelerini sırtlanalım! Bu sefer bırakmam, ya beni de alın, ya da dönün gelin buralara, sizleri bekleye bekleye ağaç oldum, kök saldık burada” oldu.

Bir cevap yazın