Çipimi taktırdım, aşımı yaptırdım

Ansızın başlamıştı yaz yağmuru. Koca şehirde gittikçe hızlanan yağmur altında insanlar sırılsıklam olmuş yarı koşuşturur, yarı yüzer halde kaçışıyorlardı.

Karı koca o gün işten erken çıkmışlardı. Yağmur fırtınaya dönüşünce alışverişe gitmekten vazgeçtiler. Arabalarından inip, hızla evin kapısına doğru yürümeye başladılar. Şimşekler bir biri ardına çakıyordu. Ortalık gece yarısı gibiydi. Merdivenlerden nefes nefese çıkarak salona girdiler.

“İri iri dolular yağıyor camlara, dolu değil taşa benziyor bunlar. Panjurlara rağmen salonun içindeki mobilyalara gülle gibi yağıyor bu buzlar. Kafana dikkat et” diyerek havlu almak için yatak odasına koştu adam.

“Sancım var. Bacaklarımdan sanki ılık sular akıyor” diyerek salonun ortasına yığıldı kadın. Elinde havlu öylece kalakaldı genç adam.

Bir an için adam kendini topladı ve kadını kaldırıp, koluna girdi. “Hep beraber banyoya geçelim. Doğumun başlayacak birazdan. Camı yok oranın. Apartmanın en iç tarafında. En güvenli yer banyo” dedi. Kadını banyo halısının üzerine oturttu. “Elektrikler sönebilir. Salondaki büyük süs mumunu banyoya getirip yakacağım” diyerek koşturdu.

“Neden hastaneye gitmiyoruz. Doğum hastanede olmayacak mıydı? “ diye çığlık attı kadın.

“Nasıl gidelim kafamıza taş yağarken “ diye cevap verdi adam ona.

“Ya doğuramazsam. Ölürsem çocukla beraber” diyerek ağlamaya başladı kadın.

“Sakın korkma doktorun seni çipinden takip ederek, doğumda sana yardımcı olacak az önce konuştum. Hepimiz doğacağız yeniden. Bu sadece öncü bir fırtına, bir ölüm değil ki. Bir doğum. Benim çipim de bu fırtınalardan korkmamıza gerek olmadığı uyarısını gönderiyor. Birbirimize doğum yaptıracağız. Gündüz ama gece yarısı gibi. Sanki yüz metre ötede yerle gök birleşiyor gibi bir hissim var” diye korku dolu gözlerini karısının gözlerinden kaçırdı.

“Su kaynatamıyorum, bari şu temiz çarşafları sereyim yere” diye eğildi adam. Yerler, duvarlar, eşyalar bile bu yeniden doğuşa mı, yoksa fırtınaya mı şahitlik etsinler şaşırmışlar içten içe hissettirmeden adamla kadına tir tir titriyorlardı.

Ertesi gün gazeteler çipli ve sanal gözlüklü abonelerine geçici kıyamet esnasında dünyaya gelen mucize bebeğin hologramlarını göndermişlerdi.

Edebiyat dersinde lise öğrencilerine öğretmenleri, sanal gazetelerde yazan bu mucize doğumu nasıl edebi olarak öyküleştirebileceklerini anlatmak için Tevfik Fikret’in oğlu Haluk’a yazdığı bir şiirini usul usul okuyordu.

‘Sen işte böyle siyah günlerin misafirisin,

Hayatın elbette,

Kolay ve neş’e-fezâ bir seyahat olamayacak

Zafer biraz da hasar ister,

Hayat bir zelzeledir, senin hayatın da zelzeleler içinde geçecek;

diye kendini okumaya kaptırmıştı ki, tam o esnada okulun camları zangır zangır titremeye başladı.

“Elimi tut ne olur. Korkuyorum” diye kızıl saçlı kız öğrenci, yan sırada oturan erkek arkadaşına sokuldu. “Şimdi bırakamam elimdekini” diye itti onu oğlan. Son model cep telefonu başparmağının kıvrımındaki çiple çalıştırdığı için ele ele bile tutuşamadıklarını korkudan unutmuştu kızcağız.

Deprem nedeniyle okul tatil olunca kız, erkek arkadaşından beklediği şefkati hiç değilse annesinden görmek için fırtınaya rağmen canını dişine takıp eve koştu.

Annesine “Bir çay demlesen de içimiz ısınsa! diyerek boynuna atıldı. Annesi eli yüzü mosmor olmuş kızını ısıtıcının yanına oturtarak “Hep seversin sen böyle fırtınaları!” diyerek saçlarını okşadı. “Severim. Sıcak bir evde oturup pencereden izlemek keyif veriyor insana” diyerek çayından bir yudum aldı.

“Kapı mı çaldı?” diye annesi seslendi. Hala erkek arkadaşının elini ittiği anın şokunu depremden şokundan daha fazla yaşayan kızı annesine seslendi “Bilmem, bir bak” aslında çalan biçare duygularının kapısıydı, annesine açtırmak istediği ise kapısı mühürlü sevgilisinin gönlüydü.

“Konuşsana kızım” dedi annesi ona sarılarak beraber nice zelzelelere karşı koymuşlardı gene bu çetin seyahatte bir birlerine yol arkadaşlığı yapacaklardı. Onlar mücadele etmeyi öğrenmiş güçlü karakterlerdi. “Yarın gidip çipimizi taktırırız, işimize bakarız, çipimiz bize önceden başımıza gelecek tüm salgınları, afetleri, önlemlerini bildirir, bizde duygularımızın yükünden kurtulur, özgür oluruz bir tanem” diye kızına sarıldı annesi. “Çipimizi taktırdıktan sonra ablanın yeni doğan bebeğini görmeye de gideriz yarın, çipimiz ile ziyarete gitmek daha da güvenli olur” diyerek okşadı kızının kızıl saçlarını.

Bir cevap yazın