saat akşamın 6:59’u offffff offf kalbim kulaklarımda atıyor ,tam 7:00 da yanındayım yazmış 20 yıl önceki gibi kalp noktamızı da koymuş ,bir ömür önceden … Allahtan yaz, moda çay bahçesi insan dolu, keşke kabul etmeseydim burada buluşmayı, yirmi yıl sonra bile hatıra dolu, silinmemiş adımız en uçta ki ağaçtan ,gerçi yerini bildiğim için buldum, enikonu silikleşmiş ,onu kazıyan  gibi. Kötü bir şaka gibi garsonlar bile tanıdık, nedense çok bozuluyorum buna ,benzer yüzlerin hala burada olmasına, sen hariç herkes burdaydı…

-tanıdık geldiniz ,kaç yıldır buradasınız

-abla nerden baksan oldu bir 25 sene

Tekrardan denize , uzaklara çeviriyorum yüzümü mis gibi deniz kokusu, ağaçların, rüzgarın sesi karışıyor birbirine . İnsanlar  eski muşambalı masalarda  simitlerini çaylarını bölüşüyor. Tırnağımı yediğimi  fark ediyorum, çek elini ağzından sakin ol derken üstüme gölgen düşüyor ,bakmadan biliyorum sensin, vücuduma hükmedemiyorum ,taş oldum taş…

Garsona arkadaşım beni bekliyor diyorsun – ne ironi- evet bekliyor ,bekledi! masaya oturuyorsun, ben hala heykel gibi sandalyede .ılık ılık sesin akıyor içime kalınlaşmış sesin , türkçen hala bozuk ama İskoç aksanlı bu sesin hala son derece çocuksu ve neşeli olduğu söylenebilir , bazı şeyler hiç değişmiyor! Yavaş hem de çok yavaş hareketlerle döndüğümde kalbim ağzımda. Mac Henderson hayatımın aşkı  ve kalbimi paramparça eden adam. İç güdüsel olarak gösterdiğim ilk heyecanın yerini içimi rahatlatan bir öfke aldı. Tam onun yokluğunun üstesinden gelmiş ve yeniden aşık olmuşken sanki geçen ay gitmiş gibi mailime bizim masada buluşalım mı diye yazmak ,tipik Mac! İçim öfke dolu ,karşımda o kadar ve sevgi dolu durman sinirimi bozuyor ne bekliyordum ağlamanı affet beni gelicem dedim gelemedim demeni mi  bilmiyorum …ahhh o yirmi yılda bu salak kız neler düşündü neler

-öldü evet evet  kesin öldü yoksa gelirdi-ölse hissetmez miydim-

-hafızasını mı kaybetti acaba? Nerelerde arasam

İlk birkaç yıl o boktan savaş bölgelerinden geçtiğin haberlerde izini sürdüm, arkadaşlarım gazeteye yazı yolluyor sana da istese yollar diyecek diye kimselere söylemeden .Dedim esir mi düştü. Dedim de dedim…

Öylece sessiz dakikalarca  diz dize tek kelimeye ihtiyaç duymadan içimizi döküyoruz.

-çok zordu

-17 yaşında bir kız

-blabla blaaaa

Ayaklarımın üzerinde durabileceğime güvenince yavaşça kalkıyorum eski sandalyeden ,senin  gözlerin uzaklara dalmış ,omzunu sıkıyorum, koluma başını dayıyorsun benim gözümden düşen bir damla yaş akıyor…

Eve nasıl vardım bilmiyorum, arası boş ,ellerim titriyor kapıyı zor açıyorum ,ayakkabılarımı fırlatıp salona geçmemle donup kalıyorum Sinan elleri dizine dayalı kafası önünde koltukta oturuyor, yavaşça kaldırıyor başını sanki 10 yıl yaşlanmış. Ağlayarak  atılıyorum üstüne vuruyorum göğsüne ‘sen biçim adamsın! niye beni gönderdin? sevdiğini eski sevgilisine gönderip evde oturur mu seven adam’ .Tutuyor açıyor yumruğumu sarılıyor, bir daha bana böyle bir gün yaşatma diyor! Kaldırıp gözlerini karşılıyorum yarı yolda ,aşkla doluyor içim ,yaşatmam diyorum.

Bir cevap yazın