Hafif Ticari
‘Gelmeden önce telefon ile arayınız’ notunu da eklemeyi unutmadım. Banyoda olurum.
Uyurum ne me lazım. Kargocu gelir de geri döner kapıdan. Ismarladıklarım hafif ticari de gezer
de gezer artık. Yaş altmış beş, gencim, güçlüyüm ama gel de anlat bunu Korona’ya. Malum
Korona günlerinde evden çıkmak bana yasak.
Ben de ömrümü artık kargo bekleyerek geçiriyorum. Gençken pencerenin önünden geçen
yakışıklıları, annemi, babamı, arkadaşlarımı, postacıyı beklerdim. Evlenince eşimi, çocuklarımı
bekledim. Yaş alınca kedilerin, köpeklerin, kuşların bahçemden gelip yemelerini bekledim.
Şimdi de kargocuları ya da pencerenin önünden geçen renkli renkli hafif ticarileri bekliyorum.
Komşu gezmesi yasak, alış veriş merkezlerine gidiş de öyle, hatta çarşı Pazar bile “Korona biz
yaşlılara tehditler savuruyormuş,” diye artık hiç kapatamadığım, tek dostum televizyonumdan
defalarca dinliyorum.
İçerinin havası temizlensin diye pencereyi açıyorum sık sık. Kedilerle sohbet ediyorum fiziksel
mesafemi koruyarak. İnsanlar bir birinden kaçıyor selamsız. Kimse kimsenin kapısını
çalamıyor. Ama ne sosyal ne de fiziksel mesafesi olmayanlarda var.
Hatta biz yaşlılardan kargocu esmer oğlan bile uzak duruyor. Ama gene de “nasılsın teyzem,
“diye el sallıyor uzaktan. Olsun el sallayanım var bu yaşımda çok şükür. Geçen gün bana sıvı
deterjan getirdi kargocum.
Yukarıdaki dört numaraya da pasta, kek getirmiş. Kutusundan anladığıma göre de altı numaraya
da elektrik süpürgesi. En üst kata ne getirsin beğenirsiniz ay çok ayıp kutusunun üstündeki
reklamı bile, söyleyemem size….
Kargocum herkese meşrebine göre kah müzik aleti, kah makyaj malzemesi taşımak için bizim
apartmana gidip, geliyor. Geçen gün de sardunya ısmarladım. Gene hafif ticariden inen esmer
kargocu uzaktan verdi bana. “Yanına yaklaşamam teyzem, siteye girmek bile yasak” diye ses
etti bu sefer. Sardunyamı kendim sürükleyerek getirdim eve. Sardunyayı severim. Her rengini
aldım.
Kırılırım yıllardır kapımı çalmayanlara Korona yokken de çalmıyorlardı kapımı. Sardunya
gibiyim kırıldıkça sürgün vererek çoğalırım kırgınlıklarımdan. Solan yapraklarım bile bana
gene güç verir.” Gübresini sevemeyen insanı da sevemez,” diye düşünürüm.
Anneler günü yaklaşınca kargocu aralıksız paketler taşıdı Danışmanın önü paketlerle doldu
taştı. Yarın anneler günü, “geçmişte annesine eski kafalı, toleransız,” diyerek naz yapan
yavrular, paketler taşıttı Korona günlerinde kargocuya. Geçmişin tozunu almak isteyen gençler,
geleceğin sofrasına kargocunun hediyeler taşımasını sağlayarak ekonomiye kredi kartları ile
can kattılar.
Benim çocukluğumda mayısta çok yağmur yağardı. Annem de işe yaramayan hediyeleri hiç
sevmezdi. Ayağım sular içinde vitrinlerde harçlığıma, annenim zevkine uygun kaliteli ama ucuz
daha çok da mutfakta kullanılanılabilecek eşyaları arardım. Şimdi olsa internet sitesinden
başarılı mağaza, ücretsiz kargo, hızlı gönderi, taksit seçenekleriyle ucuzdan pahalıya doğru
çıkan sonuçları eşlettirir, hediyeyi annem için kuru, temiz bir şekilde kargocudan kapardım. O
hediye mi değerli olurdu rahmetli anneme yoksa ayaklarım su içinde kalarak caddelerin
vitrinlerinden seçerek, kıyasıya pazarlık ettiğim hediyeler mi? Hala yağmur yağınca ayaklarım
sızlar, içim sızlamaz, vicdanım yıkanır o yağmurlarda.
Kargocular yoktu o zaman. Hediyeyi ustalıkla alıp, ustalıkla eve getirip, anneme göstermeden
özenle saklamak gerekirdi. Şimdileri, evde saklama getirsin kargocu versin istediğine. Ver
gitsin, gönder alsın annene o zaten beğenir.
Bizim zamanımızda biz annelerin eli, kolu, uzantısıydık can cağazım oysa bu günlerde anneler
çocukların uzantısı, kumandası, eli ayağı, oyuncağı. Onlar ne alsalar anneler beğenir, anneler
ne alsalar çocuklar beğenmez. Nazlanır. Konuşturmazlar kimselerle annelerini ne yüz yüze ne
de uzaktan.
Farklı farklı insan alışkanlıklarını kargocu hafif ticarisinde taşıyor bu günlerde. Boğazına
meraklılar için yiyecek paketleri, yemekten ziyade tatlı sevenlere kekler, baklavalar, künefeler,
lokmalar hafif ticarinin arkasındaki bagajdan bakıyorlar kargocu hafif ticarinin arka kapısını
açtıkça. Kendi süsüne meraklı olanlara giysiler, evinin süsüne meraklı olanlara örtüler.
Paketlerin dili de var. Üslerinde yazıyordu ne oldukları. İnsanlar saklar içlerini, kargoların içi
dışı bir oysaki.
Sıkı takip edilen önlemlere kargocular tabiydi ama günde kaç kere acaba maskelerini
değiştiriyorlardı. Burnunu kapatmayan maskelere güvenen site sakinleri ortalarda güvenle
gezerken, daha çılgın olanları maskesiz, korumasız, çoluk çocuk sitenin geniş yollarında
neşeyle koşuşturuyorlardı.
Sosyal değil fiziksel mesafe isteniyordu. Ailecek aynı yerde, birbirimize sevgiden kaynaklanan
yakın sosyal mesafemiz ama iki metrelik fiziksel mesafemiz ile huzurlu olabileceğimiz
söyleniyordu cep telefonumdan. Birbirini sevenler arasında sosyal mesafe olmaz. Seven zarar
veremediği için fiziksel mesafesini korur.
İnsanlar mı şaşkındı yoksa bu salgınla şaşkına mı döndüler? Hey gidi eski günler. Elimizi
ağzımıza sokunca, tırnağımızı yiyince ilkokul öğretmenimiz çok kızardı. Şimdi moda elini
yüzünü sürmek. Kısacası bilim dünyası da pes etti. “İnsanlığı dijital olarak kontrol altına almalı,
”diyor beyaz sakallı adam televizyonda. Bu günlük de bu kadar. Hah hafif ticarim de geldi.
Kargocu gel evladım. Kapasın bu Korona perdesi artık benim için.

Bir cevap yazın