İç İçe Geçmiş  Kabuklarım

Ayak parmağımdaki bu etiket ne? İnsanlarda fiyat olmazdı hani? İnsanlık ne kadar eder? Saçlarım belimdeydi benim. Saçlarım… Mayıs ayında her bebek gibi bende ağlayarak doğmuşum. Ya sonrası… Soğuk, çok soğuk. Karanlık korkuma ne oldu? Burasının kapalı oluşu ürkütmüyor beni. Acılarım daha başka.Bu kafamdaki ağrı, bacağımdaki morluk, yüzümdeki çizgiler ne? Etiket… Frida’nın ağrıları da bu kadar ertelenemez, örtelenemez ve yok olmaz mıymış? Yok olmak istedim. Bir çamur zıpzıpı gibi kafam attı. Ne karada ne suda. Ne zaman yaşamaktan vazgeçmiştim? Bir gece yarısıydı yaşanılanlar. Gecelerin günahkar olduğunu bir yerlerden duymuştum. İçki sofrasında mı? Bir barda mı? Bir kilise de , bir camide mi? Ahhh! Hiçbir şey hatırlamıyorum. Üşüyorum. Karnım aç. Saçlarıma ne oldu? İşte geliyor. Ayak sesleri. “Burdayım” . Sesler. Ellerimle  kulaklarımı kapatacak kadar bile  bir alan yok. Nefes alıyorum. Nefes alıyor muyum? Her yer kapkaranlıktı. Bir tek o vardı yanımda. Ilık bir rüzgar esiyordu, üstümde sadece incecik bir şal. Sandaletlerim elimde, kum tanelerinin sıcaklığını hissediyordum. Parmaklarımı oynatmaya çalışıyorum. Sadece serçe parmağım hafif kıpırdıyor. Gözlerim açık mı anlamıyorum? Ayak sesleri uzaklaşıyor. “Durun!” Dur demiştim ona. Ama asla yalvarmamıştım. Yalvarsaydım acır mıydı bana? Cehennem sıcaksa oraya götürebilirler beni. Hayatıma sığdırdığım sırları açıklamak istiyorum o halde. “Sesimi duyan yok mu?”  Bu üstümdeki beyaz örtü. Ben beyaz hiç sevmem ki…  Sırlarım. İnsanları hiç sevmedim. Evet tek sırrım bu. Şimdi bir ceza olarak mı burdayım? Canın cehenneme! Yapma demiştim, dur demiştim. Ayak sesleri. İyice yaklaşıyor. Ağlama sesi mi? Annem. Ahhh! Floresan ışıklar. Mavi eldivenli bir adam beni hızlıca çekiyor. Teşhis mi etsinler? Annem bu benim. Üstüme kapanıyor. Hıçkırmaktan konuşamıyor. “Kızım” diyor sadece. Öpüyor. Öpüyor. Babam mı o? Beni yıllardır görmemişti. O mu teşhis edecek beni? Beni neden teşhis ediyorlar? Annemin ilk  kez sarıldığını görüyorum o yabancıya. Ne kadar acınaklı, dokunaklı. Annem bir kez daha dokunuyor, bir kez daha sarılıyor bana. Babam kollarının arasında zorlukla tutup dışarıya çıkarıyor. Mavi eldivenler yine beni geceye itiyor. Yalnızım. Mutluyum. Bir kaybeden bir kazanan yok bu oyunda. Ne ütopya, ne distopya. Herkes istediği yerde, istediği anda.

Bir cevap yazın