PATİK
Çalışma odasındaki kitaplıkta uzun zamandır dokunulmamış olduğu üzerindeki tozlardan belli olan kitapları kolilere yerleştiriyordu. Yeni bir eve taşınmanın bu kadar uzun bir mesaiyi gerektireceğini önceden tahmin edemediğinden pişmandı ki koliye yerleştirmek için bir kitap çekti kitaplığın en üst rafından. Kitabın arasından bir fotoğraf düştü yere sırt üstü. Kalan son gücüyle yere eğildi, resmi ters çevirdiğinde gördüğü manzaranın samimiyet kokan görüntüsü yok saydığı yaranın kabuğunu hiç tereddütsüz kaldırdı. Bu fotoğraf annesi onu ilk kucağına aldığında çekilmişti. Kadının yüzündeki ifade içindeki duygu selini resmetmeye yetti de arttı bile. Ne kadar küçüktü elleri kalbi de bir o kadar savunmasız olmalıydı; özledi savunmasız kalabilmeyi, kalbini gardsız açabildiği zamanları. Yüreği annesine karşı ne kadar buz tutmuş olsa da bu manzarayı görünce kalbini ele geçirmeye çalışan özlemi yok saydı. Onun kimseye ihtiyacı yoktu, şimdiye kadar her şeye tek başına göğüs germişti. Kendi kendine hep yetecekti ya da o hep öyle zannederdi. İçindeki sevgi açlığının yerini hep öfkeyle doldurmuştu. Eşine duyduğu saplantılı aşkı böylesine sonlandıran bir kadının onun annesi olduğu düşüncesi utandırdı. Babası annesini çok severdi eskiden. Ama babasına annesinin duyduğu bu büyük aşk artık fazla geliyordu. 30’larında onun gibi ayakları yere sağlam basan bir kadının bir aileye ihtiyacı yoktu. Birden aklı geçmişe uzandı. Sevdiği erkekle ilk danslarıydı. Barış’ın kemikli elleri Ayça’nın kırmızılara sarılmış ince belindeydi. Vücutlarının kavuştuğu yerlerde kalpleri atıyor, aynı ritme uyuyorlardı. Orkestranın çaldığı notalar ayaklarına yön veriyordu. Birden masada bıraktığı telefonunun zil sesini duydu dans pistinden. Ne kadar hayatındaki ilk romantik anı böyle gereksiz bir çağrıyla bölmek istemese de masaya doğru ilerledi, gözleri hala sevgilisindeydi. Telefonu eline aldığında arayan numaranın telefonunda kayıtlı olmadığını farketti. Başta açmak istemedi ama merakına yenik düşüp telefonu cevaplamayı seçti. Karşısındaki bir hastane görevlisiydi, annesinin iyi olmadığını mutlaka belirtilen hasteneye gelmesi gerektiğini söylüyordu. Ne kadar şokun etkisinde olsa da sevgilisinin de gergin ve onunkine benzer bir ifadeyle telefonda konuştuğunu fark etti. Usulca buradan ayrılmayı kafasına koymuştu. Karmaşıklık çıkartıp herkese rezil olmak hiç iyi bir fikir değildi. Yolda gördüğü ilk taksiyi durdurdu, adresi söyledi. Tam annesine yoğunlaşacakken düşünceleri Barış’ın silüetini görür gibiydi. Biraz daha yaklaşınca bunun Barış olduğunu gözleri de doğruladı. Taksiciden Barış’ı da arabaya almasını isterken meraklı gözlerle onu izliyordu. Bu hasta bakıcı aramasından Barış’a da aynı adres verilmişti. Hastaneye geldiklerinde uzaktan gördükleri danışma yazısına ilerlediler. Annelerinin isimlerini söylediklerinde danışmadakilerin verdiği tepkiler oldukça farklıydı. Hemen danışmadaki çalışanların verdiği odanın bulunduğu kata çıktılar. Koridorda volta atmaya başlamış olan Murat kızına olanları söylemekten çekiniyor gibiydi. Gözlerindeki acı silinmiş yerine şaşkınlık dolmuştu. Barış’ın annesi Murat’ın iş arkadaşıydı. Hemen hemen benzer mertebelerde çalışıyorlardı. Annesi babasına hep çok aşıktı Ayça’nın. Yıllar geçtikçe büyük bir saplantıya dönüşmüştü. Murat’ın yanında bir kadın gördüğünde krizlere girerdi. Murat’ın sevgisine güvenmezdi. Murat onu hep idare etmeye çalışıyordu. Ama bu sefer canına tak etmişti. Erişkin bir kadın acilen bu saçma krizlerden kurtulmalıydı. Evdeki hararetli kavgalardan sonra kapıyı çekip gitmişti. Ta ki eşinin iş arkadaşını arabayla ezdiğini öğrenene dek. Fotoğrafın elinden düşmesiyle geçmişten uyanması bir oldu. Gözlerinden süzülen yaşlar aşkı bir daha bulamadığından mıydı yoksa başkasının suçlarının onun üzerinde cezalandırılması mı? Belki de içindeki bu koca boşluğu artık doldurmalıydı. O gece akıl hastanesine yatmış zavallı kadın için her yalnız gün azaptı. Şifayı sevgide bulur muydu? Aşkın bile fazlası zehirdi. Bu koca kadın aklını aşkı yüzünden yitirmişti. Ama kızını geri kazanabilirdi. Onu hastanenin bahçesinde gördüğünde fotoğrafta ayaklarındaki patik şimdi annesinin ellerindeydi. Bilmem kaç yıl önce hatırladığı genç, alımlı bu kadının saçları beyazlamış; yüzünde yaşanmışlıkları simgeleyen çizgiler belirginleşmişti. Dev bir çınar ağacının altındaki bankta birini bekliyor gibi oturmuştu. Yüzünü kızına doğru çevirdiğinde gözleri gülüyordu. Elindeki bebek patiğinin sahibi, saplantılı aşkının meyvesi karşısındaydı.
Bir cevap yazın