Babam “senle ikimiz bir yere gideceğiz” dedi bayram sabahı kahvaltıda. Henüz ilkokul üçüncü sınıftaydım. Havalar, pastırma yazı kıvamındaydı. Annem ve abim evde kaldılar.

Büyük halama gitmiştik, hatta “benim eşim büyük, bayramda bana ilk sizin gelmeniz lazım, sonra ben size geleceğim “ diyerek küsmek için bahane arayan küçük halama da bayramda küslük olmaz diye önden gitmiştik. Diğer yakın ve uzak tüm akrabaları da ziyaret etmiştik. Bize de gelenler olmuştu az biraz.

Babamın işinden dolayı önceki bayramlarda evimiz düğün yeri gibi ziyaretçi dolardı. Ama bu sene bayram önü babam emekli olmuştu. Onun için bir Allah’ın kulu artık kapımızı çalmıyordu. Komşular bile uzaktan selam vererek geçmeyi tercih ediyorlardı. Sanki “madem bir torpil isteme şansımız yok, o zaman oyalama bizi Ahmet bey” diye düşünüyorlardı babam hakkında. Dudaklarının ucuna kondurdukları bir tebessüm ile hızlıca başka mevki sahiplerine değerli vakitlerini ayırmak geçip gidiyorlardı.

Evden otobüs durağına yürüdük. Nihayet arka kapıdan sahanlığı kısmen boş bir otobüse bindik. Arkada ayakta sallanıp, yuvarlanarak sarhoş gibi zorlanarak, bir saat civarı gittik. Gezmeyi çok sevdiğim için eğer daha fazla soru sorarsam belki bu anların gizemi bozulur diye korkardım.

Babamla yürüyerek çok geniş bir alana geldik. Ömrümde görmediğim ve adını da bilmediğim bu yere bayram panayırı derlermiş. Oturaklı salıncaklar, pervaneler, atlıkarıncalar, aynalar, tüneller ile dolu idi bu geniş arazi.
Önce babam beni alıştırmak için atlıkarıncaya bindirdi. Sonra çarpışan arabaya bindik birlikte, aynalara, dönme dolaba ve korku tüneline girdik. En son da dev oturaklı salıncağa bindirdi babam beni. “Bu salıncakta beraber olacağız ama birlikte oturamayacağız aynı hayat yolu gibi” diye başımı okşadı babam.

Salıncak önce yavaş yavaş dönmeye başladı. Zaman geçmiyordu aynı çocukluğumda olduğu gibi. Daha sonra yükseldi oturaklar, hızlandı, bulutlarla sohbet ettim. Gençlikteki gibi sarhoşça ve hoyratça akıp gidiyordu salıncakta hayat. Baş döndürücü bir hızla dönmeye başladı dev salıncak, midemin bulandığını hissedince babamın dediği gibi gözlerimi kapadım. Aklıma annem geldi hemen. “Bir gözünü hayata ve çevrene karşı kapat. Bırak isteyenler seni aptal zannetsinler. Ama kesinlikle ikisini de kapatma gözlerinin” diye elime süpürgeyi verirdi. “Sıkılınca evi de süpür, sıkıntılarını da bununla uzaklaştır” diye tembih ederdi.

Herkesin dev oturağı koşturuyordu. Lakin bu koşuşturma aynı yerde olduğu için, dolap beygiri gibi dönüp duruyordu insanlar, biri diğerini geçtim sanarak seviniyordu. Dev salıncağın homurtusu “daha” diyordu. İnsanlar dönmekten sarhoş olmuşlar “daha” diyorlardı.

Neden sonra yavaşladı, homurtularını azalttı, öfkesi geçerek durdu dev salıncak. Nihayet aşağıya inip, kaldırıma çöktüm. Babam yoktu. Çevremde salıncağa beraber bindiğimiz insanlar da yoktu.

Eve gitmek istedim. Yolu bilmiyordum. Ama ayaklarım beynimden bağımsız, yeraltı treni ile beni büyük camlı bir apartmana götürdü. Kol saatim ile kapıya dokundum. “Hoş geldiniz. Bayramınız kutlu olsun Gül Hanım “ dedi omuzları apoletli, üniformalı olarak görev yapan robot. Her yanı ayna kaplı geniş holde, devetüyü mantolu, saçı topuzlu, hafif makyajlı “teşekkür ederim R34., sen nasılsın? “ diye karşılık verdi.

Rezidansın teras katında asansör durdu. Camları silen R34K da en içten bayram dileklerini, Gül hanımdan kendisine ve çevresine iltimas beklemeden iletti. Retina tanıyan daire kapısı açıldı. Uzaktan koşarak gelen 9- 10 yaşlarında oğlan çocuğu “hoş geldin hala “ diye boynuma atladı. “Bugün beni lunaparka götürecektin” diye sevinçle sarıldı. İçerden” oğlum Ahmet rahat bırak halanı sabahın köründe eş dost ziyaretine gitmiş, bari şimdi bir soluk alsın” diyen abimin sesini tanıyarak kendime geldim. “Her bayram, annemizi, babamızı, tanıdıkları, komşuları ve tüm akrabaları kabirlerinde ziyaret etmek için ezan saatinde yollara düşmeye üşenmiyor musun ?“ diye devam etti. “Gönder R34E yi ister su döksün, ister temizlesin, çiçek eksin mezarlara” diyerek R34Nur01201’in getirdiği çayından bir yudum aldı.

Ahmet ile bayram yerine bu sefer yeraltı treni ile ışınlanır gibi gittik. Dev salıncak onun da ilgisini çekti. Kaç tur attı hatırlamıyorum, sevinçli bir sarhoşlukla çığlık çığlığa o bayram günü.

Manayı siz anladınız, ama “tekrar edersek daha iyi olur” uyarınca ben yine de söyleyeyim. “Ey Sevgili! Sahibini arayan hayatlara yardım etmek lazım. Bu isteğe, sadece senin karşılık verdiğini biliyorum. Durumu arz etmek için her yerde ve her cisimde seni arıyorum. Seni bulduğumu hissedince de, sevgiden sarhoş oluyorum. Uçan sandalyedeki gibi dilim, damağım kuruyor.

Bir cevap yazın