ŞİFA

‘’Magic box mutfakta yardımcınız,keser,doğrar,hazırlar,size bir tek pişirmesi kalır,o kadar da olsun!…’’nemli çukurumda gözlerimi açıyorum,açamıyorum,son kararım; açmaya çalışıyorum.Gözlerimi yarı aralayarak el yordamıyla kumandayı buluyorum,gözlerimi açmadan kapama düğmesini ezberimden arıyorum, elimde kumanda aletini evirip çevirerek sonunda kapatmayı beceriyorum.Yattığım kanapenin boyu benim boyumdan kısa olduğu için cenin pozisyonunda yattığımı fark ediyorum,her tarafım tutulmuş,geriniyorum,elastik bir kauçuk gibi tekrar eski halime dönüyorum.Dün akşam Serpil’in söyledikleri geliyor aklıma ‘’Eve kapanıp ölü taklidi yapmaktan vazgeç!’’Cengiz’de onu destekliyordu.Serpil kişisel gelişim koçluğu eğitimlerindeki deneyimlerini bende tatbik edip,sözde şifalandırıyor,olumlamalar tekrar ettiriyordu bana.Saçma da bulsam elimde olmaksızın yapıyordum istediklerini. Serpil’’in akşam söyledikleri tekrar zihnimde dönmeye başladı .’’Gerçekleri görmem gerekiyordu,kabul etmem gerekiyordu ki Deniz’le ilişkim bitmişti,benim ki sadece bir bağımlılıktı,tıpkı sigara bağımlılığı gibi,Eve kapanıp,ölü taklidi yapmaktan vazgeçmeliydim’’

7  yaşındayım ,kendimi izliyorum,çocukluğumu; annem odamın kapısından başını uzatarak ‘’daha ne kadar küs kalacaksın,ben Gülsen ablana gidiyorum,hadi sende azıcık dışarı çık istersen’’ kapının sesini duyduğum anda küs yattığım yataktan kalkıp, doğruca sokağa fırlamıştım.’’herşeyin bitmeyebileceğini düşünecek kadar çocuk olmak ne kadar büyük mutlulukmuş meğer’’Baharda ağacın dallarına suyun ulaşması gibi,  büyülü bir sıvının içime yayıldığını hissettim.Kılcaldamarlarımdan başlayan bu yayılma tüm vücudumu ele geçiriyor,bedenimde bir ılıklık hissediyordum.Bu duygular beni çok uzaklardaki ıssızlığın ortasından alıp yaşadığımız dünyaya getirdi.Yattığım yerden doğruldum.Serpil’in bıraktığı kitaplara takıldı gözüm ,en üstte ‘’Tanrılar okulu’’ var ‘’hayatımı değiştiren kitap’’ dediğini hatırlıyorum, sehpanın üzerindeki izmaritlerden oluşan dert tepelerini yok ediyorum önce,’’masanın üzerindeki tabak ve bardakları dönünce hallederim,şimdi çabucak hayata karışmalıyım’’.Pencerenin kenarındaki kaktüsün açmış olan çiçeğini farkediyorum, içim şenleniyor.’’Carmen yalandığına göre masa üzerindekilerle karnını doyurmuş,mama vermeye gerek yok’’.Üstümü değiştirmek için yatak odasına giriyorum,çok eskilerden hatırladığım,şu an bana ait olmayan bir yerdeyim; hiç bozulmamış iki kişilik yatak,duvarın kenarındaki aynalı tuvalet masası…kalın perdeler yüzünden karanlık odayı görünce yalnızlığımın farkına varıyorum,aceleyle giyiniyorum, biri beni elimden tutup dışarı çekiyor,kapıyı sıkıca kapatıyorum.Sokak kapısını açmak üzereyken hatırlayarak geri dönüp cipralex imi içmek üzereyken  bir an duruyor…sonra içmeye karar veriyorum.Arkamdan bir elin itmesiyle bana doğru açılan kapıdan dışarı çıkıyorum.Basamakları üçer beşer indikçe yükseldiğimi hissediyorum.’’Hava kapalı.Olsun içim öyle değil’’.Tüm içimin yoksulluğunu kapının arkasında bırakıp gece ile gündüzün eşitlendiği bu güne koşuyorum.Ağaçlar iki yanımdan hızla geçip gidiyor,kediler topluca mamalarını yiyor,iki yaşlı kadın sokağın köşesinde kimbilir hangi hastalıklarından şikayet ediyor,bahar dallarının açmaya başladığını fark ediyorum,herkes kendi mavisini yaşıyor ve, bende kendi mavimi…ayaklarımın beni götürdüğü yere gidiyorum,telefonuma gelen mesaj beni yolumdan alıkoyamıyor’’oturduğumda bakarım’’.

‘’Bir sade filtre kahve,iki üç tane de kavala kurabiyesi’’ diyorum; uykusunun kalan yarısını beni dinlerken uyumakta olan genç delikanlıya.Mesajıma bakıyorum Deniz’den bir fotoğraf gelmiş, özgürlük heykelinin önünde ,heykelle aynı poza bürünmüş,meşale yerine elinde bir demet çiçek tutuyor, akşam olmakta.Üzerinde kahverengi uzunca bir pardesü.Hangisi önce bilmiyorum düşünceler iç içe geçiyor ‘’Amerika’ya gitmiş…şu an orada akşam oluyor…yaşlı kadınlar gibi ölü renklerin arkasına saklanmış’’,mesajın derinine inmek üzereyim-aradığını bulmuşsun-…yazdığımı siliyorum …-selfie çekmemişsin?-…onu da siliyorum…güzel bir cevabım olana kadar mesajı okumamış gibi yapmaya karar veriyorum.Oturduğum cam kenarından dışarıyı seyretmeye koyuluyorum.Önümdeki  çerçeve beni dışardaki yaşamdan kopartıyor, Toulouse tablolarından birine bakıyor gibiyim, önümde bir yaşam var fakat donmuş ,tek karesini görebiliyorum yaşamın,o kadar.Issızlığımın ortasındayım’’kahvenize süt istermiydiniz?’’ikinci seslenişinde dönüyorum genç garsona ‘’hayır,teşekkür ederim’’.Bu sırada havalı eşofmanlı ve marka montlu üç ihtiyar delikanlı ve yanlarında saçları yapılı aynı yaşlarda iki kadın giriyor içeri.Hallerinden orta sınıf üstü emekli bir grup oldukları anlaşılıyor.Yaşlanmaya direnir halleri var.Verdikleri siparişten Pazar kahvaltısı için geldikleri anlaşılıyor.Yağ ve reçel istemediklerini özellikle belirtiyorlar.Anladığım iki çift ve, iyi anlaştıkları, bir şekilde yalnız kalmış , erkek arkadaşları .’’Karısından ayrılmış ya da karısı ölmüş olabilir’’.Masaya yerleşirlerken konuşmalarından kendini yalnızlığa mahkum ettiği anlaşılıyordu,yalnız kalmayı bir kabahat gibi görüyor,diğer iki çift gayet rahat davranırken,O ‘’benim ne işim var bu evli çiftlerin arasında ?‘’sorusuna cevap arıyordu.’’Ben böyle olmamalıyım’’ kafam bu sorularla meşgul iken ortalık bir anda aydınlanıyor ,ve ardından büyük bir gök gürültüsü ile bakışlarımı dışarı çevirdiğimde  aniden bastıran sağanak yağıştan kaçışan kalabalığı görüyorum.İkinci bir aydınlanma ile birlikte bir meleğin kafeye doğru geldiğini görüyorum. Saçları, birbirine yapışmış,yüzünün önüne düşmüş,açık mavi montuyla uyumlu gözleri ve ayağındaki dizlerine kadar gelen çizmeleri ile model dergilerinden çıkmış bir melek kapıda duruyordu,kesinlikle bu dünyanın güzelliklerinden değildi. Bir an içeriye göz attı,göz göze geldiğimizde gülümsedi, ya da bana öyle geldi.Rahat yürüyüşünü devam ettirerek köşe çaprazımdaki masaya yürüdü,herkesin bakışlarının üzerinde olmasına alışıktı,hatta bundan keyif de alıyordu.Yaşamı da peşinden içeri sürüklemişti.Emeklilerin olduğu masa kafa kafaya gizli bir gündemi tartışmaya başlamış,arada kaçamak bakışlarla kadına bakıyorlardı.Kasiyer adam bile garsondan önce davranarak menüyü önüne bıraktı,yalancıktan masanın örtüsünü düzeltti.Genç garson en uyanık haliyle çoktan gelmiş, siparişini almak için bekliyordu.Başını menüye eğmeden önce çevreyi ustaca kolaçan etti,tekrar göz göze geldik,dudağının kenarındaki kıvrımla içime bir kalp  çizdi gibi geldi,erkeksi bir haz duydum,çaresizlikle birlikte.Ne yapacağımı bilmiyordum.Yağmurda kalmış bu hali bende bir şefkat duygusu uyandırıyor,yağmurda kalmış bir kedi yavrusu gibi onu korumak,kollamak istiyordum.Ama aynı zamanda erkeksi bir haz ile dolup taşarak kendimi olduğumdan daha güçlü hissediyordum.Tanrının kısıtladığı şehvet ile sonuna kadar kapılarını açık bıraktığı şefkat duygusu tüm ruhumu ve bedenimi sarmıştı.

‘’Buradayım’’meleğin kapıya doğru el sallayarak  seslenişi ile kendime geldim.Kapıdan giren yağmurda ıslanmış,dalgalı saçları  yüzüne yapışmış esmer adam gülerek sesin kaynağına doğru gidip masasına oturdu.Kadın gülerek bir şeyler söyledi,birlikte gülüştüler.Kadının kafasını çevirirken bir an bana baktığını fark ettim.’’Yok!bir kez daha yanıldım galiba….Kadının adama olan ilgisi devam ediyor’’.Adam garsonu çağırdı.Bir şeyler ısmarladı.Melek, paketinden bir sigara alıp şimdi bana doğru geliyor.’’çakmağınız var mı?’’hayatımda kendimi bu kadar cevapsız hissetmedim.Çaresizlik boğazımı sıkıyor ‘’sigara kullanmıyorum’’bile diyemeden uykusu iyice açılmış genç garson, ciğercinin kedisi gibi beklediği köşeden gelip çakmağını göstererek,kapının dışına kadar eşlik ediyor.Kalakalıyorum.Garson, meleğin sigarasını yaktıktan sonra içeri girip,kapıyı kapatıyor.Melek sigarasından derin bir nefes alıyor,göz ucuyla bana baktığını fark ediyorum.Yanılmıyorum, üstelik dudağını iyice kenara çekerek yarım gülümsemesindeki kıvrım bu defa bir soru işareti olmuş, zihnime kazınıyordu;Aşk mı yaşıyoruz?’’bilmem, ilk kez böylesini yaşıyorum.Bakışlarını kaçırdığında ben hala sohbete devam ediyorum , sohbetime onu da katarak.’’Kavuştuğumuzda aşk bitecek,oysa ben bitmesin istiyorum;bütün ölümsüz aşk hikayeleri kavuşamama üzerine olduğuna göre…’’Bu yaşadıklarımızın bir hikaye olabilmesi için bizim kavuşmamamız gerekiyor,lütfen beni anla !’’.cevabı dönüşte dudağının kenarında beliren hoş kıvrımla alıyorum.’’ben varım’’.

-Bende!

Kalktım,kapının dışına attım kendimi.Kapıyı kapattım.O içerde kaldı.’’Yağmur beni çağırıyor’’.Bir an yağmura hazırlık yapmak için saçağın altında bekledim.Gecemle gündüzümün eşitlendiği bu günümü unutamayacaktım.İçeri son kez baktım.Karşısındaki adamı dinliyordu,gözü dışarda.Dudaklarında tekrarlanan sevimli kıvrımı görmek yetmişti.Deli gibi yağan yağmurun altına bıraktım kendimi ve ayaklarımın beni götürdüğü yere doğru yürümeye başladım.Her  adımda biraz daha yıkanarak.

MELİH ÇARDAK

BÜYÜKADA-NİSAN 2019

Bir cevap yazın