Umutsuzluğun Doruklarında
Böcekler geldi. Önce biri, birkaç gün sonra değeri. “İkisi ile uğraşmaya değmez,” dedim.
Peşlerine düşmedim. Böceklerin yanına gidip evimi terk etmeleri konusunda sadece kendi
monoloğumla ikna toplantısı yaptım. Tehdit olarak ise evde bir kıyılarda kalmış, tarihi geçmiş
böcek ilacından üslerine sıktım.
Sonuçta, her yaradılanı severdim, yaradandan ötürü. İnancım bu. Böceklerin şefi gibi gözüken
daha iri bir tanesinin yanına giderek, göz göze geldim. “Ekibini alıp evimden uzaklaşması
karşılığında elimi böcek kanına bile bulamıyacağımı,” anlattım. Antenlerini iki yana salladı
benden hiç korkmayan kahraman kara böcek. Aramızda orantısız güç var böcekle. Neticede
zavallı bir böcekten daha büyük, daha güçlüyüm.
Aslında palavra sıkıyorum. Bal gibi korkuyorum onlardan. Tek taraflı anlaşmamıza uymadı
hain böcekler. Evin her tarafına kararlı bir şekilde topluluklar halinde yayılmaya devam
ettiler.
Birkaç ay sonra mutfakta buzdolabında peynirin üzerinde böcekleri gördüm. Kışın, üstelikte
buzdolabımda böceklerin yaşaması ilginç geldi bana. Yaza doğru bir bölümü banyoda ayrı bir
yerleşim bölgesi oluşturdular. Mutfakta ise bir tabur bıraktılar arkalarında. Odalara da hızla
bölüklerini yaydılar.
Rüyamda sürü ile böcek öldürdüğümü gördüm. Telefon açıp internetten bulduğum falcıya
dijital para yollayarak danıştım. Sıkıntılardan uzak rahat bir yaşama kavuşacağımı yorumlarak
paramı götürdü. Ertesi gece tüm böcekleri öldürdüğümü hissetim. Meğer sadece uyku ile
uyanıklık arasında rüyalarımda cesurmuşum, uyanınca anladım. Hepsi komodinin üzerinde
kule yapmışlar. Bana bakıyorlardı.
Az önce yastığımın üzerinde toplu halde yürüyüş yaptılar. Sanırım gelin böceğini almaya
gittiler çünkü yastığımın üzerinden gene geçerek elbise dolabına doğru süzüldüler. Ya madem
bir düğün vardı, beni neden davet etmediniz? Üstelik kira bile ödemiyorsunuz evime,
yedikleriniz de cabası.
“Bu böyle yürümez,” dedim dün sabah. Böcek ilaçlama şirketlerini aradım. İlk iki saat içinde
eve gelmeyi kabul eden şirket ile anlaştım. Eşyalarımı bile almadan ilaçlama sonrası kendimi
sokağa attım.
Hemen iç çamaşırı, ucuz giysiler alarak köşedeki Şengül hamamına gittim. Her şeyimi
yaktım. Kimliğim, kredi kartım hariç. Yundum yıkandım. Yeni giysilerimi giyip, doğru
berbere gittim. Oradan da annemlere geçtim. Bütün gece annem tarafından neden hala
evlenmediğim konusunda sorgulandım. “Acaba böceklerle kalsam daha mı iyiydi,” diye
düşündüm.
Gece gene rüyamda, “İlaçlamacılar ne de gaddar değil mi? Senin gibi bizden korkanları
korumak için bizleri katlediyorlar,” diyerek gelin böceği vızıldadı. İlaçlanmış eve geri
dönmenin zorluğu buradaydı. Onun için internetden temizlikçide buldum. Bu internet ve onun
yapay zekası neden böcekleri tespit ederek temizlemiyorlar acaba?
Böcekler benim güçsüzlüğümü, kendilerinin güçleri olarak kabul etmişlerdi. Güçsüzlüğümü
ahlaki gücümün eksikliği olarak görmeye başlayan böcekler, dayanak noktaları olan evime
yerleşme eylemlerini genelleştirirmişlerdi. Dünyayı iyileştirmek için kendileri dahil herkesi
iyi ve kötü olarak ikiye ayırabildikleri bedava bir eve kavuşmuşlardı.
Ben pes ettim. Annemin sorgulamalarını, nutuklarını, sonsuz nasihatlarını böceklere tercih
ettim. Sokrates gibi pes eden ve etmeyen, insanlar ve böcekler arasındaki bir geçiş dönemi
böceği olduğunu idda ederek Kafka gibi fanilikten sonsuzluğa kavuştum. Bu masal burda
bitti. Gökten üç elma düştü. Üçünü de böcekler yedi. Sen git kendine bir elma bul böceklere
kaptırmadan afiyetle ye aziz okuyucum.
.Gabriel FAURE’: Pavane, Op. 50 dinleyerek okuyunuz.

Bir cevap yazın